Ağu 042013
 

Aç ellerini gönülden,
Yalvar yüce Allah’a,
Düşünme söyle dilinden,
Sığın yüce Allah’a.

***

O Rahim’dir, o Rahman’dır,
O aşktır, o bir Umman’dır,
O bir şefkat, o bir rahmetdir,
Sığın yüce Allah’a.

***

Gariplik tuttu boynumdan,
Büker Mevla’ya, Mevla’ya,
Gözüm her derdi gönlümden,
Döker Mevla’ya, Mevla’ya.

***

İnandım aşk-ı mutlak bir,
Gönül bir, sevgi bir, Hakk bir,
Dilim doksan dokuz tekbir,
Çeker Mevla’ya, Mevla’ya.

***

Aç gönlünü Mevla’ya,
Yalvar yüce Allah’a,
Tövbe, namaz, niyazla,
Sığın yüce Allah’a.

***

O ihsandır, o lütüftur,
O saadet, o huzurdur,
O, deryahu mağfirettir,
Sığın yüce Allah’a.

Eki 282010
 

Soru

Namazda tekbir getirirken “Allah” lafızndaki “A” harfini ve Ekber kelimesindeki “B” harfini uzatmak namazı bozar mı?

Cevap

Kı­ra­at sı­ra­sın­da oku­nan ayet­le­re yan­lış­lık­la bir ke­li­me ilâve et­mek ya­hut oku­nan ayet­ler­den bir ke­li­me ve­ya bir harf ek­silt­mek ya­hut bir ke­li­me ve­ya har­fi öne al­mak ya­hut son­ra­ya bı­rak­mak ya­hut baş­ka bir ke­li­me va­ya har­fe çe­vi­re­rek oku­mak­la ma­na bozul­mu­yor­sa na­maz da bo­zul­maz. Fa­kat ila­ve edi­len ke­li­me, Kur’an’da bu­lun­mak­la bir­lik­te, ma­na­yı küf­rü ge­rek­ti­re­cek şe­kil­de de­ğiş­ti­rir­se na­ma­zı bo­zar. Ekber yerine “ekbâr” veya Allah yerine “Âllah” şeklinde uzatarak okumak mânâyı bozacağı için bununla namaza başlanmış olmaz. Allahu Ekber lafzında dikkat edilecek husus “A” harfiinin uzatılarak “AAA” şeklinde okunursa namaz bozulur. Bunun sebebi de; “Allahu ekber” sözü , “Allah en büyüktür” anlamına geldiği halde bu söz “Aaallahu ekber” şeklinde okunduğu takdirde anlam “Allah gerçekten büyük müdür?” şekline dönüşmektedir. B harfinin uzatılması da anlamı bozduğu için namazı bozar. Çünkü ekbãr diye uzatıldığında büyük lafzı yerine “davul” manasına gelecek bir anlam ortaya çıkar.

Bir elifin ziyadesiyle B harfini uzatmak, “Allahu Ekbeeer/Ekbaaar” demek İfitah tekbirinin yerine gelmesine engeldir. Namaz içerisinde böyle bir okuyuş –sahih olan görüşe göre-namazın bozulmasına sebeptir. Bu görüş esastır.  Muhammed İbni Mukatil’e göre, eğer kişi med ile medsizliği(bir harfi çekme ile çekmeme) arasındaki farkı anlamıyorsa bir şey olmaz(bk. Ö Nasuhî Bilmen, Büyük İslam İlmihali-İftitah tekbiri konusu-, s.125).

İbn Abidîn, el-Cezerî gibi alimlerin de bildirdiğine göre,  Hanefî mezhebinde,  iftitah tekbirinin sıhhat şartlarından biri de “Ekber” lafzındaki “B” harfini uzatmamaktır. Eğer birisi “Ekbaar” veya “İkbaar” dese tekbiri yerine gelmiş olmaz, namaz içinde söylese namazı bozulur(bk. Reddu’l-Muhtar, 1/453; el-Cezarî, el-Fıkhu ala’l-meazhibi’l-arbaa, 1/223).

Malikî mezhebi dışındaki üç mezhebe göre, “B” harfini uzatarak “Ekbaar” diyenin namazı sahih olmaz(bk. el-Cezarî, a.g.e, 1/225).

Buna göre, bu işin  tek çaresi namaz kıldığımız zaman imam olacağı belli olan kimselere gizlice bu telaffuzun doğru olmadığını hatırlatmak ve verdiğimiz kaynaklarda bununla namazın bozulacağını seslendirmektir. Şayet böyle bir tekaffuz olduysa, arkasında namaza durmamak gerekir. Çünkü namazı sahih olmayan birinin arkasında namaza durmak da doğru değildir.

“Ekbaar” kelimesi “KBR” kelimesinin çoğulu olup “Davul”, “hayız/aybaşı” veya “şeytan” manasına gelir(bk. İbn Abıdîn, a.g.y).
Bazılarına göre, “Ekbaar” Davul, “İkbaar” ise hayız manasına gelir(el-Cezerî, a.g.y).


Kaynak : Sorularla İslamiyet

Eyl 082010
 

Bayram namazı, biri Ramazan Bayramı ve diğeri Kurban Bayramında olmak üzere yılda iki defa kılınan iki rekatlık bir namazdır. Hanefî mezhebine göre, Cuma namazı kılmak farz olan kimselerin bu namazı kılması vaciptir. Bayram namazının sıhhatinin şartları, hutbe hariç, Cuma namazının şartları gibidir. Farklı olarak bu namazda hutbe sünnetidir.

Bayram namazı cemaatle kılınan namazlardan olup, tek başına kılınmaz. Bu namazın kılınışında diğer namazlardan farklı olarak, birinci rekatta iftitah tekbiri ve “sübhaneke” duasının okunmasından sonra, Fatiha sûresinin okunmasından önce üç ve ikinci rek’atte rükudan önce üç olmak üzere fazladan altı tekbir alınır. Bunlara zevâid tekbirleri denir. Namaz tamamlandıktan sonra hutbe okunur.

Bayram namazının vakti, kuşluk vaktidir. Bir mazeret sebebiyle birinci günü bayram namazı kılınamamış ise, Ramazan bayramında ikinci; kurban bayramında ise ikinci ve üçüncü günler kılınabilir.

Bayram namazında imama birinci rekatta zait tekbirlerden sonra yetişen kişi, iftitah tekbirini aldıktan sonra peşinden zait tekbirleri de alır. Rükûda iken yetişir ise, ayakta tekbir alıp imama uyar ve rükûa giderek burada tesbihlerin yerine elleri kaldırmaksızın zait tekbirleri alır. İkinci rekatta yetişen kimse ise, imam selam verdikten sonra, ayağa kalkıp önce kıraatleri tamamlar sonra zait tekbirleri alır.

DİYANET

Eyl 032010
 

D Î N Î M Û S İ K Î
(Kaynak; Bekir Sıdkı SEZGİN)
Dînî mûsikî formları iki ana grupta incelenir.
CAMİ MÛSİKÎSİ – DERGÂH (TEKKE) MÛSİKÎSİ
Tekbir Ezan (Sabah – Öğle – İkindi – Akşam – Yatsı) İrticâlî Naatlar
Telviye Salâtlar (Sabah – Cuma ve Bayram) İrticâlî Kasîdeler
İlâhi Temcid ve Münacaat Mersiye
Tevşih Kamet Durak
Şugul Salat-ı Ümmiyye Zikir İlâhileri
Besteli Naatlar Salât ü Selâm Tevşih
İrticalî Naatlar Cuma Gülbankı ve Hutbe Şugul
Kasîdeler Tesbih Duası Mîrâciye
Mersiye Kur’an Tilâveti, mukabele Mevlevî Ayini
Mevlîd Terviha (Teravih namazının arasında verilen molalar) Nefes İlâhileri
CAMİ VE DERGAHLARDA ORTAK KULLANILAN FORMLAR
Tekbir Salât-ı Ümmiyye Tevşih Şugul
İrticâlî Naatlar İrticâlî Kasîdeler İlâhiler Mevlid
CÂMÎ MÛSİKÎSİ FORMLARI
A – EZAN
Namaza davettir ve sünnettir. Bu sebepten çok zorunlu hallerde abdestsiz de okunabildiği gibi,akîl ve bâliğ olmayan bir erkek çocuk da ezan okuyabilir.Ezanın metni aşağıdaki gibidir.
“a” Allahü Ekber (4)
“b” Eşhedü ellâ ilâhe illâllah (2)
“c” Eşheü enne Muhammed-er-rasûlüllah (2)
“d” Hayye‘alessalâh (2)
“e” Hayye‘alelfelâh (2)
“f” Allahü Ekber (2)
“g” Lâilâhe İllâllah (1)
Sabah Ezanı okunurken “e” ile “f” bölümleri arasına şu bölüm eklenir;
Essalâtü hayrun minen nevm (2) (Okunurken “neum” diye telaffuz edilir ve “namaz uykudan
hayırlıdır” manasındadır). Bu bölüm Bilali Habeşi tarafından ilave edilmiş ve Peygamber
Efendimiz tarafından da kabul edilmiştir.
B – KAMET
İkameden gelir. Ayağa kalamak demektir. Cami içerisinde müezzin tarafından aynı ezanın
metniyle okunur. Sadece, “e” bölümünden sonra ; Kadikametissalâh (2) eklenir.
Kamet, ezanın aksine abdestsiz getirilemez. Farz namazlardan önce okunan Kamet, bu
namazları geciktirmemek için süratli ve konuşur gibi düz bir lahinle okunur. Bu süratli icra
sırasında “d” ve “e” bölümleri şu şekilde birleştirilirerek okunur.
Hayye‘alessalâhi Hayye‘alessalâh, Hayye‘alelfelâhi Hayye‘alelfelâh
Ezanın Okunuşundaki İcra Tarzı ve Türkiye’de Tatbik Edilen Makamlar
Sabah Ezanı : Saba makamı
Öğle Ezanı : Rast makamı
İkindi Ezanı : Hicaz makamı
Akşam Ezanı : Eviç, Segâh makamları
Yatsı Ezanı : Uşşak, Beyâtî makamları
“a”: İlk iki tekbir düz ve sade okunur. Yedenden başlar ve güçlüde kalır. Üçüncü tekbir biraz
süslü ve tegannili okunur. Dördüncü Tekbir de teganni edilir ve ayrı olarak okunur.
“b” ve “c”: Bu bölümlerde teganni biraz daha uzatılır, ama makamdan uzaklaşılmaz.
“d” ve “e”: Bu bölümlerde genellikle bir başka makama ufak bir geçki yapılabilir.
“f”: Bu tekbirde, müezzin sesine genişlik verir ve şiddet sıfatıyla üstüne gider.
“g” Tevhid bölümü tizlerden başlar ve teganniler yapılarak karar verir.
C – SALÂTLAR
Peygamberimize Allah’tan rahmet istemek, O’na ve bütün aile efradına selâm göndermektir.
Güfteleri Arapça olup, mensur’dur, yani, nesir halindedir.
Sabah Salâtı : Dilkeşhaveran makamı
Cuma – Bayram Salâtı : Bayatî makamı
Cenaze Salâtı : Hüseynî makamı
Salât-ı Ümmiye : Segâh makamı
Salât ü Selâm : Besteli olarak uşşak ve mahur var.
1- Sabah Salâtı : Bu eser, salâtların içinde en çok ün kazanmış olanıdır. Durak evferi usûlünde
ve Dilkeşhaveran makamında yapılmıştır. Çok kuvveti bir ihtimalle Itrî’nin olduğu rivayet
edilmektedir. Hatip Zâkirî Hasan Efendi’ye ait olduğunu da iddia edenler vardır. Bu salât dört
bölümden oluşmaktadır.
“a” Esselâtü ve’s-selâm
“b” Aleyke
“c” Ya seyyidena, ya Rasûlellah
” ” ” Habibellah
” ” ” Nebiyyellah
” ” ” hayra halkıllâh
” ” ” Nûra arşillâh
“d” Allah, Allah, Allah, Mevlâ Hu
İcra şekli iki türlü olabilir.
Birinci şekilde, üçüncü bölüm olan (“c”) ve Peygamberimizin güzel sıfatlarını vasıflandıran her
bir bendin icrasından sonra röpriz yapılarak başa dönülür ve en sonunda “d” bendi okunarak
bitirilir.
İkinci okunuş şekli ise, üçüncü bölümün (“c”) her bir bendinden sonra “d” bendinin okunması
ve yine her defasında başa dönülmesidir.
Bu salâtın dışındaki Cuma ve Bayram Salatı ile Cenaze Salâtı, günümüzdeki camî müezzinleri
tarafından bilinmediği ve meşklerinde olmadığı için (diğer bir deyişle mûsikî bilmedikleri için),
bir salâ verilmesi gerektiği zaman sadece sabah salâtı okunması adet haline getirilmiştir.
Sabah Salâsı, otantik olarak aslında iki müezzin tarafından münavebeyle karşılıklı olarak
minarede ve sabah ezanından önce okunur.
2 – Cum’a ve Bayram Salâtı : Bayatî makamında ve Durak evferi usûlündedir. H.Z.Hasan
Ef.’nindir. Beş bölümden oluşur.
“a” Ya Mevlâ Allah
“b” Leyse’l- ‘ıydü limen lebise’l-cedîd
“c” İnneme’l- ‘ıydü limen hafe mine’l-va‘îd
“d” Ve salli ve sellim alâ es‘adi ve eşrafi nûri cemi‘il – enbiyai ve’l – mürselin
“e” Ve’l – hamdü lillâhi rabbi’l – ‘alemin
Bu salât, Cum’a ve bayram namazlarından önce iki müezzin tarafından minarede ve hatta camî
içinde de icra edilir. Cami içinde müezzinin “a” bendini söylemesiyle başlar, “b” bendiyle
cemaat cevap verir. Bunu takiben müezzin salâtın diğer bölümlerini okur ve bitirir.
3 – Cenaze Salâtı : H.Z.Hasan Ef.’nin eseridir. Altı bölümden oluşur.
“a” Lâ ilâhe illâllah
“b” Vahdehü lâ şerîke lehü velâ nazîra leh
“c” Muhammedün eminüllahi hakkan ve sıdkan
“d” Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve‘alâ âli Muhammed
“e” Ve salli ve sellim alâ es‘adi ve eşrafi nûri cemi‘il enbiyâi ve’l-mürselin
“f” Ve’l – hamdü lillâhi rabbi’l – ‘alemin
Bu salât, mevta musalladan alındıktan sonra kabre götürülene kadar yolda cemaatin önünde
yürüyen sesi güzel bir okuyucu tarafından yüksek sesle okunur. Kabristanda mevta kabre
defnedilinceye kadar, yine okuyucu tarafından önderlik edilmek sûretiyle cemaatin de
iştirakiyle okunmaya devam eder. Mevta kabre konduktan sonra artık kapatma ve üstü
örtülme işlemi başladığında salât kesilir ve Kur’an-ı Kerîm okunmaya başlar. Kur’an-ı Kerîm
tilâveti, dua ve onu takiben tâlkin verildikten sonra, tekrar o okuyucu ve cemaatin iştirakiyle bu
salât okunarak mezarlık terkedilir.
4 – Salât-ı Ümmiye : Şöhreti sınırlarımızı da aşamış ve bütün İslâm Âleminde benimsenmiş bir
salâttır. Bu salâtı da bazıları Itr’ye, bazıları da H.Z.Hasan Ef.’ye ait olduğunu söylemektedirler.
Hatta segâh değil de ırak makamında olduğunu da iddia etmektedirler. Fakat, toplumda
yaygınlaşmış ve alem olmuş şekli segâh makamındaki şeklidir.
Bu salât, Suphi Ezgi’nin Nazarî Amelî Türk Mûsikîsi adlı eserinin 3. cildinde, 3/4′lük orta semaî
giderindeki usûl ve teamüle uymayan lahin mimarisiyle yer almaktadır. Bu tespite göre
okuduğumuz zaman salâtın arapça kıraatında bozukluk meydana gelmektedir. Merhum
Neyzenlerimizden Halil Can bu eseri, uzun bir çalışma neticesinde gerçek prozodi taksimatı ve
kıraatına uygun düşen 43 zamanlı bir Darbeyn usûlü ile doğru olarak tesbit etmiştir. Bu
darbeynin oluşumu şu sırayla meydana gelmiştir.
a). 10/8 Aksak Semai Evferi
b). 13/8 Nim Evsat
c). 10/8 Aksak Semai
d). 10/8 Aksak Semai
Segâh makamında olan bu eser Mevlîd okunuşu sırasında bahirler arasında özellikle Vilâdet
Bahri sonunda (Peygamberimizin doğumunu anlatan kısım), özellikle Rasûlullah’ın doğumuna
hürmet (tâzim) gayesiyle ayağa kalkıldığında, mukaddes emanetlerin ziyeretinde cemaatin
iştirakiyle icra edilir.
5 – Salat ü Selâm : Daha çok mevlid bahirleri arasında, istenilen bir makamla ve resitatif
(irticâlî) icra edilir. Dört bölümden oluşur.
“a” Essalâtü vesselâmü aleyke ya rasûlellah
“b” Essalâtü vesselâmü aleyke ya habibellah
“c” Essalâtü vesselâmü aleyke ya seyyide’l – evvelîne ve’l âhirin
“d” Ve’l – hamdü lillâhi rabbi’l – ‘alemin
Salâtların İcrasındaki Önemli Noktalar
Salât-ı ümmiyye’nin dışında ve bir de irticalî olduğunu söylediğimiz salât ü selâm’dan başka
diğer üç salât hiç bir zaman yapıldıkları usûl içinde okunmazlar. İcralar, bestenin ana müzik
temasına sadık kalınarak, serbest bir anlayış içinde yapılır. Eğer yapıldıkları usûl içinde belli bir
tempo ile icra edilirse tesirli olmaz ve o esere ilâhî bir yorum kazandıramaz. Bu sebeple daha
yavaş, dura dura, vakfeler yaparak icra edilir. Böylesi de yıllar boyu tercih edilmiştir.
D – TEMCÎD VE MÜNÂCAT
Dinî mûsikîmizde daha önceleri müezzinler tarafından minarelerde okunan bu eser, tesbihler
formunda mütala edilir. Allah ü Azîmüş – sân’ın mecd-ü senası (büyüklük şan ve şerefini
övmek) için yapılmış ilâhî bir eserdir. İki kısımdan meydana gelir. Bestelenmiş olan birinci
kısmına temcîd, irticali olarak okunan ikinci kısmına da münâcat adı verilir.
1. Temcîd : Cenab-ı Rabbü’l – Âlemin’in yüceliğini medhedip, esmalarından bazılarını tesbîh ile
terennüm edilen kısımdır. Metni aşağıdadır.
“Ya Hazret-i Mevlâ, mevle’l – mevali, ente’l – kerîmü’l – baki ve ente’r – rahimü yâ Allah.
Ente’l-lezi teferrette bi’l-fadli ve’l-keremi ve’l-âlâ, yâ rahmân, ilâhün vahidün, rabbün tealâ,
hüve’l – lahü’l – bedi‘u’l – hakku’l – ‘ula yâ mennan, tealâ zatühü lemma tecellâ mine’l – ğaybi
ile’l-‘ayni tecellâ ya mennan. Sübhane men tabe‘alâ âdeme be‘de men ‘asa, fectebahü rabbühü
verefe‘a ile’s-semavati’l-‘ulâ ya sübhan. Sübhane men enca nühan ile’s-sefineti ve eshabehü,
sübhane men ersele musa ilâ fir‘avne bi’l‘asa ya dennan. Sübhâne men ahsene savte davude ve
refe‘a isâ Sübhâne men ittehaze ibrâhime halilen ve ıstafa ya rıdvan. Sübhane men tecellâ ve
keleme musa ya hannan. Sübhane men hateme’l – enbiya bi muhammidi nil – mustafa fidâke ebi
ve ümmike me’l – halilü ismâile feda. Allah, ya Hazret-i Mevlâ lâ ilâhe illellah, hak lâ ilâhe
illellah, lâ ilâhe illellah. Evvel âdem safiyyü’l-lah, ya hazret-i mevlâ. Lâ ilâhe illellah, nuh
neciyyü’-lah, ya hazret-i mevlâ. Lâ ilâhe illellah, Yusuf sadikullah, ya hazret- mevlâ. Lâ ilâhe
illellah, Muhammedür’rasülûllah, hakkan ve sıdkan ve salli alennebiyyil-mustafa
ahmedüne’l-hâdi ve aleyhüssena, kerîmün, rahimün, Allah, ya mevlâ.”
2. Münacat : Bu kısım da Allah’a dua etme ve yalvarma kısmıdır. İrticâli okunur, besteli
değidir. Münacat’ın sonunda halka hitap kısmı vardır. Bu kısmın sonuna doğru müezzin
melodik seyrini dilkeşhaveran makamına getirip, bağlar. Çünkü, temcîd ve münacat’ın
arkasından dilkeşhaveran makamında sabah salâtı okunacaktır. Metni aşağıdadır.
“Ya Hâtem – er – risâleti, ya eşrafe’l – vera ‘aceben li’l – muhibbi keyfe yenam. Külli nevmin
‘ale’l-muhibbi haram. Kum ya na‘îmû kem teham. Âşikullahi ve yenam. Ed‘üke bit-tazarru‘i ya
daimel-beka, aslih lena bifadlike ya vasi‘al‘ata. İlahî ben kimemidem münacat, kapında
eyleyim arz-ı hacât veya dânende-i sırrı hafiyyât. Ne hacet hazretine arz-ı hacât, ey kerîmü lem
yezel vey pâdişâh. Lâ yezâl, saltanat’-ı külli senindir, hiç sana ermez seval, salli ‘ala seyyidina
Mustafa Ahmedünel – hadi aleyhüs-senâ.”
Halka Hitab ;
Eyyühel – ihvan, kûmüs-salâte, hayrum – minennevm mekün yünâdi hel-mineddâî esmaül-hahi
te‘alâ, aceben keyfe, yenâmül – ‘şikîn. Leyse lehüm menâm, kûmi eyyühel – ‘uşşak, tûba limen
teheyyee lil – müsallî.
Temcîd’in güftesi, Koca Mustafa Paşa semtindeki, dergâhının türbesinde yatmakta olan büyük
mutasavvıflardan Sünbül Sinan Hazretlerinindir. Temcîd, H.Z.Hasan Ef. tarafından ırak
makamında bestelenmiştir. Ekseriya ramazan geceleri sabah namazından önce ve ayrıca
islâm’da mübarek olarak bilinen mevlîd, berat, miraç, regâyib kandilleri geceleri, Kadir ve
Arefe geceleri minarede birkaç müezzin tarafından icra edilir. Temcîd ve münacattan sonra
sabah salâtı okunur ve takîben sabah ezanı okunur.
Eser onbir bölümden oluşur. Bu cümlelerden 8. cümle iki devreli, 10. ve 11. cümleler dörder,
ve diğerleri tamamen üçer devrelidir. 3. ve 4.’nün ezgileri aynen tekrarlanır. 5. ve 7. cümleler
de çok az değişikliklerle aynen tekrarlanır. Fakat her cümlenin sonunda birer devrelik aynen
tekrar edilen mülâzimeler mevcuttur.
Minaredeki icraat şöyle yapılır;
Evvela 1. cümlenin iki devrelik kısmını bir müezzin okur, üçüncü devre olan mülâzimeyi
müezzinler cumhur olarak okur. Bu sûretle eser tek ve toplu olarak (solo – koro) sonuna
kadar okunur. Münacat kısmı bir tek müezzin tarafından irticali olarak okunur, aynı müezzin
serbest kısmın sonunda Kur’an -ı Kerîm’den “nasrum – minellâhi ve fethun karîb, ve beşşiril -
mü’minin” ayetini okur. Bunu takiben “Ya Muhammed, bi ismuke” dedikten sonra, diğer
müezzinler cumhur olarak “Ya Allah Hû” diyerek bitirirler.
E – CUMA GÜLBANKI VE HUTBE
Cuma’nın ilk sünneti kılındıktan sonra, müezzin gülbank çeker:
“Resul-i ekrem ve nebiyy-i muhterem sallellahü tealâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin
azîz, pâk, münevver, mutahhar ruh-i şerîflerine salevat-ı şerîfe getirenlerin ahir ve akıbetleri
hayr ola. Âl-i ezvac-ı tahirat evlâd-ı rasül eshab-ı güzin efendilerimizin sair enbiya-i ‘izam ve
rusûl-i fihan hazeratının ervah-ı şeriflerine, pîrimiz Bilâl-i Habeşi [R.A. (Radiyâllahü Anh)]
efendimizin ve ‘ale’l-husus bu mai‘in banisi ve bugüne kadar içerisinden gelmiş geçmiş, imam,
müezzin, kayyumlarının ve kâffe-i ehl-i imanın ervahı için, Allah rızası için, el – fatihah.”
Fatiha okunduktan sonra müezzin Euzü-besmele çekerek Ahzab sûresinin 56. ayetini okur;
“İnnâllahe ve melâiketehü yüsallüne ‘ale’n-Nebiy. Ya eyyühe’l-lezine amenü sallü aleyhi ve
sellimü teslima”
Bunu takiben müezzin peygamberimize bir salevât getirir.
“Allahümme salli ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve ‘alâ ali Muhammed. (ali seyyidinâ, ali
seyyidinâ ve nebiyyinâ ‘ da ilave edilebilir)”.
Salevât-ı şerîfe bittikten sonra başka bir müezzin ayağa kalkar ve iç ezan okur. İçerde okunan
bu ezan, Cum’a'nın ezanıdır. İmam namazını, her günkü oturduğu yerde değil de cuma günleri
minberin kapısı önünde kılar. Ayet okunmaya başladığında imam yerinden kalkar ve gizli
olarak dua okur (minberin önünde). Ondan sonra, minberin merdivenlerini yavaş yavaş çıkar
ve 3. basamakta durur ve dua yapar. 7. Basamağa gelir ve cemaata yüzünü dönüp 8.
basamağa oturur. Bu esnada iç ezanı dinler. Ezan bittikten sonra ayağa kalkarak 7. basamakta
hutbeyi okumaya başlar. Hutbenin başlangıcı Hamdele ile olur.
“Elhamdü lillâh (2) Elhamdü lillâhillezi . . .”
Hamdele’nin son kısmında;
“neşhedü enlâ ilâhe illâllahü vahdedü lâ şirîke lehü ve lâ nazira lehü velâ müsâle leh. Ve
neşhedü enne seyyidena muhammeded abdühü ve habibühü ve rasülûh. Sallâllahü ‘leyhi ve ‘alâ
alihi ve ezvacihi ve eshabihi ve etba‘ih ve hulefa ihir- raşidine’l – mehdiine min ba‘dih ve
vüzeraihi’l-kâmiline fi ‘ahdih. Hususam-minhüm ‘alel-eimmeti hulefa rasülillâhi ale’t-tahkîk.
Ümerai’l-mü’minin hazret-i eba Bekrin ve ‘Umer’a ve Osmane ve ‘Aliy ve ‘alâ bakıyyeti’s -
sahabeti ve’t-tâbi‘in. Rıdvanü’llahi te‘alâ ‘aleyhim ecme‘in. Eyyühe’l – mü’minine’l – hazirûn.
İttekul-lahe ve etı‘ûn. İnne’l-lâhe me‘allezine’t-tekav ve’l-lezinehüm mühsinün.”
Bundan sonra imam: “kalle’l – lahü te‘alâ fi kitâbihi’l-kerîm.” der, Euzü-besmele çeker ve
hutbenin mevzuu ile ilgili bir ayet okur. Ayet bitince “sadekallahül-‘azîm” der (Bu da tasdik
etmek demektir). Ve yine hutbenin mevzuu ile ilgili okuduğu ayete istinat ederek söylenmiş
olan, Peygamber Efendimiz’den bir hadîs’i imam şöyle dile getirir: “Ve kale’n – nebiyyü
sallellahü ‘aleyhi ve sellem” diyerek hadisi okur. Şayet mevzu ile ilgili ikinci bir hadis daha
varsa, o zaman imam: “ve kale fi hadîsin ahar” diyerek diğer hadisi de okur. Daha sonra imam,
“Azîz cemaat, aziz mü’minler” gibi tabirlerden birini kullanarak Türkçe hutbe kısmını okumaya
başlar.
Türkçe hutbenin okunuşu bittikten sonra, imam yine fazla teganni etmeden, gizli bir lâhinle
aşağıdaki metni okur.
“Elâ inne ahsene’l-kelâm ve ebleğa’n-nizam. Kemâ kale’l-lahü tebareke ve te‘alâ fi’l-kelâm ve
izâ kurie’l-kur’ânü festemi‘ulehü ve ensıtü le‘alleyküm türhamün”
Euzü-besmele çekip son bir ayet daha okur. Sonra oturup dua eder. Ondan sonra tekrar
ayağa kalkar ve burada da bir dua okur. Daha sonra da Peygamberimize salavat getirir.
Altıncı basamağa iner ve hafif kıbleye yan dönerek, yarı açık yarı gizli salli ve barik dualarını
okur, sonra ellerini kaldırır dua eder. Bu duada, bütün mü’minlerin refahı, saadeti, karada,
havada yolculuk yapanlara selametler dilenir; orada oturan, kaim olan, orada hazır olan,
kaybolmuş olanlar (bilinmeyenler), Türk ordusunun mansur ve muzaffer olması gibi hususlara
temas edilir. Dua bittikten sonra tekrar 7. basamağa çıkar, euzü-besmeleyi gizli olarak okur ve
açık olarak ve makamla Nahl Sûresinin 90. ayetini okur:
“İnnâllahe ye’mürü bi’l – ‘adli ve’l – ihsânive itâi zil-kurba ve yenhâ ‘anil – fahşai ve’l – münkeri
ve’l – bağy. Ye‘ızuküm le‘alleküm tezekkerûn”
Minberden aşağıya doğru inerken, Nahl Sûresinin son ayetini gizli olarak okur. İmam hutbeden
aşağıya inmeye başladığı anda da müezzin kamet etmeye başlar. Kameti takiben farz olan
cuma namazına başlanır.
F – TESBİH DUASI
Farz namazlarından (sabah ve ikindi) hemen sonra tesbih duası başladığı için, imamın selâm
vermesini müteakip müezzin: “Allahümme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm tebarakte ya
ze’l-celâli ve’l-ikram…” der ve kısa bir aradan sonra müezzin tekrar ” ‘alâ rasülinâ salevat” der.
Akşam namazı dışındaki diğer vakitlerde müezzin burada yüksek sesle, fakat lahinsiz olarak
bir salât okur. Bu salâtın adına Salât-ı Münciye denir (kurtaran, kurtarıcı anlamındadır).
Salât-ı Münciye’nin metni aşağıdadır;
“Allahümme salli ‘alâ seyyidinâ Muhammedin ve ‘alâ ali seyyina Muhammed. Salâten tüncinâ
bihâ min cemi‘al-hacat ve tütahhirunâ bihâ min cemi‘ısseyyiât ve terfe‘unâ bihâ a‘ledderecat ve
tübelliğunâ bihâ aksal-ğayat. Min cemi‘ıl hayrati fi’l-hayâti ve ba‘de’l-memat. Birahmetike ya
erhame’r-rahımin. Hasbine’l-lah ve ni‘me’l-vekil (3). Ni‘me’ş-mevlâ ve ni‘me’n-nasîr.
Ğufraneke rabbenâ ve ileyke’l-masîr.”
Salât-ı münciyenin okunuşundan sonra müezzin devamla : “Sübhane’l-lahi ve’l-hamdü lillâhi
velâ ilâhe ilellahü vellahü ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil ‘aliyyi’l-‘azîm” der.
Bazen cemaat tarafından Ayet-el-kursî gizli olarak okunur ve bu sürede de müezzin
beklemeye geçer. Bazen de müezzin açık olarak eûzü-besmeleyi çeker ve tegannî ile ayete’l
kürsî’yi okur. Bundan sonra aynı müezzin veya daha kalabalık bir müezzin grubu olduğu
takdirde değişik müezzinlerce her bir tesbih ayrı ayrı söylenir. Bu tesbihler cemaat tarafından
33 defa gizli olarak tekrar edilir. Çok önceleri daha mutattan bir tesbih duası yapıldığında,
cemaatin gizli olarak 33′er adet bu tebihleri müezzin açık olarak ve teganniyle tekrarlardı.
Diğer tesbihler de aynı yada farklı bir müezzin tarafından, aynı şekilde çekilirdi. Çekilen
tesbihler şunlardır:
a). “Ve hüve’l-‘aliyyül-‘azîmü zü’l-celâli sübhanellah”. (33 kez Sübhanellah çekilir.)
b). “Sübhanellahi’l-‘azîmi’l-hamdü lillâh”. (33 kez El-hamdü lillah çekilir.)
c). “Rabbi’l-alemine te‘alâ şânühü’l-lahü ekber”. (33 kez Allahü ekber çekilir.)
Bu tesbihler bittiğinde bir başka müezzin : “Lâ ilâhe illellahü vahdehü lâ şerîke leh.
Lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve ‘alâ külli şey’in kadîr” der ve daha sonra bütün
müezzinler bir ağızdan cumhur olarak ;
a). “Ve ma erselnâke illâ rahmetel-lil ‘alemin”.
b). “Allahümmahşürnâ fî zümratis-salihin”.
……………
……………
Burada başka bir müezzin yüksek ses ve teganni ile amin der. Mihraptaki imamın duası bitene
kadar bu aminlere devam edilir. Ne zaman ki imam ellerini yüzüne sürmeye başlayınca, bütün
müezzinler cumhur olarak; “ve’l-hamdü lillahi rabbi’l-‘alemîn” derler ve akşam namazı dışındaki
namaz vakitlerinde “el fatihah” demezler. Çünkü imam mihrapta Kur’an-ı Kerîm okuyacaktır.
Bunun adına da mihrabiye denir.
Cum’a namazından sonra mihrabiye okunması tercih edilmez. Eğer camiye cenaze gelmişse
tesbih duası terkedilir. O zaman müezzin: “Alâ rasülinâ salevat, Sübhane’l-lahi ve’l-hamdü lillâhi
velâ ilâhe ilellahü vellahü ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil ‘aliyyi’l-‘azîm” der ve
eûzü-besmele çeker. “İnnel-lahe yâğfiru’z-zünübe cemi‘a ve hüve erhamür-rahımin” veya
“Kalü innâ lillâhi ve innâ ileyhi raci‘ûn” der ve dua yapılır. İmam da duayı mümkün mertebe
kısa tutar. İmam ellerini yüzüne sürerken “ve’l-hamdü lillahi rabbi’l ‘alemine’l-fatihah” der.
İmam mihrabiye okumaz.
G – TEKBÎR
Segâh makamındaki bu eseri Itrî bestelemiştir. Durak evferi usûlünde kaydedilmiştir. Fakat
Türk-İslâm toplumunda alışılmış bir serbest ritm içinde icra edilir.
Metni şöyledir: “Allahü ekber, Allahü ekber, lâ ilâhe illâllahü vellahü ekber. Allahü ekber
velillâhi’l – hamd”
Metni, arapça ve mensur olan üç mûsikî cümlesinden meydana gelir. Seyir karakteri itibariyle
enteresan bir durum arz eder. Yeden olan La# (dik kürdî perdesi) ile dizinin ulaştığı en tiz ses
olan fa# (eviç perdesi) arasındaki altı ses içinde dolaşmak sûretiyle segâh makamının karakteri
büyük bir ustalıkla gösterilmiştir.
Bu kadar dar bir saha içinde, son derece ulvî ve manevî bir havanın dile getirilmesi ve başlı
başına bir eser hüviyetine bürünerek, yeryüzünde dağınık olarak yaşamakta olan milyonlarca
müslüman topluluklarının ortak olarak icra ettikleri büyük bir eser olabilmesi muvaffakiyetlerin
de en büyüğüdür. Hiç bir eser bu derece kalabalık bir topluluğun diline vird olacak şekilde
beyne’l-milel hale gelmemiştir.
Tekbîr, İslâm toplumu içinde bayram namazlarında, kurban kesiminde, hacc’da, bazen mevlîd
bahirleri arasında icra edilir. Ayrıca, Kurban Bayramı’nın 1. günü Kurban Bayramı namazıyla
başlayıp, 4. günü ikindi namazına kadar devam eden farz namazlarından sonra, selâmı
müteakiben okunur.
H – TELBİYE
Tekbîr’in benzreri bir form olup, metni değişiktir. Segâh makamındadır. Güftesi arapçadır. İcra
edildiği yer sadece Hacc farîzasıdır. Arafat’ta Ka’beyi tavafta okunur. Hacı adayı, ihrama
girdiği andan itibaren telbiye çekmeye başlar.
Metni şöyledir;
“Lebbeyk, Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni‘mete
leke ve’l-mülk. Lâ şerike lek”
I – DURAK
Dini mûsikîmizde bu forma durak ilâhisi denir. Güfteleri birer dörtlükten oluşur. Güfteleri,
verdikleri mana itibariyle tamamen tasavvufî olup, çoğunlukla vahdet-i vücûd felsefesini işlerler.
Bestelenmiş düzenleri lâ dînî mûsikî fomlarımızdan murabba besteler gibidir. Farklı olan tarafı
bendlerin arasında terennüm olmamasıdır. Duraklarda zemini meydana getiren ilk mısraın 2.
yarısı nakaratı veya bestelerdeki terennümün karşılığı gibi kendi içinde kullanılmıştır.
Buna göre şematik yapısı A – A – B – A olur.
Mûsikîmizde bu form, Dr. Suphi Ezgi’nin çalışmalarında durak evferi usûlü ile ölçülmek
sûretiyle tesbît edilmiştir. Yine diğerlerinde olduğu gibi bu usûlün ritmik yapısı içinde okunmaz,
serbest bir icra ile sergilenir.
Durakların icra yeri sadece dergâhlardır. Dergâhlarda yapılan zikr’i ‘aleni esnasında Zakîr
başının zikri durdurup veya zikrin tansiyonunu düşürüp bu eseri okumaya başlamasıyla,
zikreden dervişler sükûnete ererler. İşta bu sebeple bu formun adına durak denmiştir.
İ – ŞUĞUL
İnsanın gönlüne ışık tutan, ferahlık veren manasına gelmektedir. Şuğul aslında ilâhîden başka
bir şey değildir. Ancak ilâhiden farklı olan tarafı, güftelerinin arapça olmasıdır. Bu form yine
dergâhlarda ve ayrıca camî mûsikîside de mevlîd bahirleri arasında okunmaktadır. Her iki
mekânın da ortak formudur.
J – SAVT
Tekke mûsikîsinde kullanılan bir beste türüdür. Küçük melodik cümlelerden oluşan bir
formdur. Zikr sırasında icra edilir. Özellikle 19. yy.’da çok kullanılmıştır. Bu formun Bektaşi
Tekkelerinde kullanılan şekline de Bektâşi Gül…. denir.
K – İLAHİ
Güfteleri dini mevzulardan seçilmiş olarak yapılan sözlü eserlerdir. Güftelerin seçiminde çeşitli
özellikler kaşımıza çıkmaktadır. Buna göre ilahileri gruplandırıyoruz.
a). Zâhidäne güftelerle yapılan ilâhiler.
b). Tasavvufi güfteler.
c). Münacaat olarak yapılan ilâhiler.
d). Din ve maneviyat tavsiye edici “ta‘l” güftelerle yapılan ilâhiler.
e). Peygamber Efendimizi meth ü sena eden naat güfteli ilâhiler.
f). Allah (cc)’ın zatını vebüyüklüğünü bildiren ilâhiler.
g). Viladet (peygamberimizin doğumu) ile ilgili güftelerle yapılan ilâhiler.
h). Mirac ile ilgili ilâhiler.
ı). Kâbe ve hac ilâhileri.
i). Kurban ilâhileri.
j). Ramazan ilâhileri.
k). Tavsiye edici, öğüt verici güftelerle yapılan ilâhiler.
l). Bunlardan başka bir de Bayram ilâhileri, yol ilâhileri.
L- İSTİĞFÂR
Allah’tan bağışlanmaktır. Gufraniden gelir. Çoğunlukla bestesizdir. Besteli olanları da vardır.
“Estağfirullah (3) – el – ‘azîm el-karim ellezi lâ ilâhe illâ hü el-hayye1l-kayyûm ve etûbü ileyh ve
nes’elû’t-tevbete ve’l mağfirate ve’l hidâyete lenä innehü hüvet-tevväbür-rahîm.”
M- NEFES
Tasavvufi mahiyetteki halk şiirlerinden seçilip, Bektaşi bestekârlarınca bestelenen ve Bektaşi
Tekkelerinde okunan bestelerdir. İlâhi gibi olmakla beraber daha çok folklorik lahin yapısına
sahiptir.
N- NEVBE
Kadirî, Kıyâmî, Rıfâî, Sâdî dergahlarında halile, kudum, mazhar çalınır, Arapça kasîdeler,
şuğuller okunur. Nevbe denen bu tertip Ramazan ayında üç, kurban bayramında iki defa icra
edilir ve üç fasıl olarak yapılır. Bir tertip şekli olan ve bir takım eserlerin bir araya gelmesi ile
oluşan bir formdur.
O – BESTELİ NAATLER
Naatler metinleri itibariyle Hz. Muhammed (S.A.V.)’i medh eden manzumelerdir. Bunlar 4
mısradan oluşan dörtlükler de olabilir, edebî formlara uygun gazeller de olabilir.
Dört mısradan oluşan dörtlükler aynen beste formunda olduğu gibi 1., 2., 4. mısralar zemin, 3.
mısra meyan olarak bestelenir. Fakat terennüm yoktur. Bu yapıdaki naatler dışında elimizdeki
en mühim örnek olan Itrî’nin Rast Nat-ı Mevlanâ’sı ayrı bir özellik gösterir. Güftesi Hz.
Mevlânâ’nın olduğu için bu adla anılan eserin asıl adı Nat-ı Muhammedî ve Nat-ı
Peygamberî’dir. 4 mısralı naatler dışında gazel formunda yazılan uzun naatler bestelenirken
çeşitli makam geçkilerine yer verilmiştir. Fakat bölümlerin sonunda belli bir lahinle kendini
gösteren devreler mevcuttur (peşrevlerdeki teslim haneleri gibi). Naatlerin usulü ekseriya
Darb-ı Türkî’dir. Ama naatler de duraklar gibi serbest olarak usule riayet edilmeden fakat aslî
lahin teması hiç bozulmaksızın icra edilir. Dergahlarda zikr esnasında okunur. Itrî’nin rast kâr-ı
Muhammedi’si özellikle Mevlevî Ayini-nin başında okunur. Başka tarikler dergahlarında bu
naatı okumayı tercih etmemişlerdir.
Ö – İRTİCALİ NAATLER
Camilerde mevlid bahirleri içinde veya bahirler arasında, dergahlarda zikr esnasında veya
aralarında, Sakal-ı Şerîf ziyaretlerinde icra edilirler. Mevlid kıraatinde mevlidhan, dergahlarda
Zakirbaşı, sakal-ı şerîf ziyaretlerinde bu formu okuma yeteneğine sahip bir okuyucu tarafından
icra edilir. Ayrıca, cenaze kabre götürülürken, cemaatin önünde yürüyen naathan tarafından
icra edilir (kasideler de aynı). Fakat naat ile kaside arasındaki fark, metinlerindeki muhtevadan
ileri gelmektedir. Kasideler Allah-ı Azîmüşşan’ı yücelten, isimlerini ve sıfatlarını tesbih eden,
hakkı medh ü sena eden manzumelerdir. Mevzuu Allah’tan istimdat etmek, ona tazarrû ve
niyazda bulunmak olan kasidelere de münacaat denir. Naatler Hz. Muhammed’i medh ü sena
eden güftelerden oluşur veya Rasullullah’ın şefaatini isteyici güfteler de olabilir. Bunlar,
bestelenmedikleri için naathan tarafından veya Mevlîdhan tarafından irticâli olarak okunurlar.
P – MEVLİVÎ AYİNİ
Yalnız dini musikimizde değil, dini olmayan musikimizin formlarından en büyüğüdür. 4
bölümden oluşur. Her bölüme selâm adı verilir (her bölümün sonunda semazenler semayı
bırakarak şeyhe selam verirler). Mevlevî ayini ile Mevlevi semahını birbirine karıştırmamak
gerekir. Ayin, mevlevi semahına eşlik eden bir musiki formudur. Semah ise, ayinin icrası
sırasında semazenlerin belli bir disiplin içinde dönmesidir. Bunların tümüne birden Mevlevî
Mukabelesi denir. Formu aşağıdaki gibidir.
1. Hafız Kuran-ı Kerîm okur.
2. Naathan Itrî’nin rast naatını okur.
3. Neyzenbaşı icra edilecek Ayin-i Şerif’in makamında uzunca bir baş taksim yapar.
4. Peşrev çalınır. Bu peşrev ayin bestekârının kendi bestesi olabileceği gibi, bir başka
bestekârın peşrevi de olabilir.
5. Ayinhanlar Birinci Selâmı okumaya başlarlar. Devr-i Kebir, Devr-i Revan veya Ağır
Düyek usulleriyle bestelenmiş olabilir.
6. İkinci selâm Ağır Evfer (buna Mevlevî Evferi de denir) usûlündedir.
7. Üçüncü selâm Devr-i Kebir, Aksak Semâi ve Yürük Semâi usulleriyle ölçülür.
8. Dördüncü selâm Ağır Evfer usûlündedir. İkinci ve dördüncü selâmlar icraya usulün 5.
zamanından başlarlar.
9. Son peşrev ve son yürük semâî icra edilir.
10. Sazlardan biri son taksim yapar.
11. Hafız Kur’an-ı Kerim okur. “Sübhane rabbike rabbi’l izzeti ammâ yesufun
veselâmün ale’l mürselin ve’l hamdü lillâhi rabbi’l alemin” der. Fakat “el-Fatihah” demez.
12. Semazenbaşı yüzünü şeyhe dönerek Mevlevî Gülbankını okur.
“Barek Allah ve barekât-ı keramullah ra. Sema ra, safa ra vecd ü merdan-ı hûda ra. Evvel
azamet-i büzürgûhi hüda ra ve risalet-i ruh-i pak-i habib Allah ra ve cihâr-yar-i güzîn ba-safa
Hazreti İmam-ı Hasan Ali ve Hz. İmam-ı Hüseyni Veliğ eimmei masumin ezvac-ı mutahhara
ve evlad-ı Rasullilah ve şühedayi deşt-i Kerbelâ. Mecmu-i evliyâ-i agâh ve arifan-ı billah Ale’l
husus Hz. Seyid Burhaneddin-i Muhakkık-ı Tirmîz-i kutbü’l arifîn, gavsi’l vasılin Hz.
Hüdavendigâr ra. Hz. Şeyh Şemseddin-i Tebriz ve Çelebi Hüsamettin-i Zerkubi-i Konevî ve
Şeyh Kerîmiddîn Sultan, İbn-i Sultan Hz. Sultan Veled Efendi ve Valide Sultan ra. Hz. Ulu
Arif Çelebi vesair Çelebiyan-i Kiran ve Zevi’l ihtiram mesaih hulefa dedegân ve dervîşan,
muhibban ve fukera-i mazi ra.”
Cumhuriyetten sonra şu mısralar eklenmiştir;
“Devam-ı ömrü’l devlet-i Cumhuriyeti Türkiye ve selâmat-i reis-i devlet ve selâmet-i hükümet
ve millet ra.”
Burada 10-15 saniye kadar ara verilir. Herkes içinden gizli olarak yukarıda sayılan zevatın
ruhuna fatihah okur. Semazenbaşı devamla ve sesini bir az daha yükselterek;
“Safa-yı vakt-i dervîşan, hazıran, gaihan, dûstan, muhibban, ez-şark-ı alem, ta be garb-ı alem
ervah-ı güzeştegan-ı kaffe-i ehl-i iman ra.”
Burada da 10-15 saniye beklenir. Gizli bir fatiha okunur. Semazenbaşı yine devamla
“Azamet-i Hüdara Tekbîr” der ve lahinsiz olarak tekbir metnini okur. Takriben yine lahinsiz
olarak Salat-ı selâm okur ve Mevlevî ayini biter. Selamlar verilir. Şeyh önce “esselâmun
aleyküm” der. Semazenbaşı “ve aleyküm selâm ve rahmettullahi ve berekâtühu” der. Şeyh bir
kaç adım atar ve bu sefer mutrıba selâm verir. Bu selâmı ise neyzen başı cevaplandırır ve
semahane boşaltılır.
R – MEVLÎD
Asıl adı Vesîlet’n Necat’tır (kurtuluşa vesîle olan). Mevlid 13. asırda Bursa Ulu Cami’nin imamı
olan Süleyman Çelebi Hazretleri tarafından yazılmıştır. Aslı daha fazla bahirlerden oluşan
mevlid, sonraları “musahhah mevlîd-i şerîr” şekline dönüşerek 6 bahre dönüştürülmüştür.
Bunlar sırasıyla;
Tevhîd Bahri Allah adın zikredelim evvelâVacip oldur cümle işte her kula
Nûr Bahri Haktealâ çün yarattı AdemiKıldı Adem’le müzeyyen alemi
Vilâdet Bahri Amine Hatun Muhammed anesiOl sedeften doğdu ol dürdanesi
Merhaba Bahri Yaratılmış cümle oldu şad-manGam gidüp alem yeniden buldu can
Mir‘ac Söyleşurken cebreil ile kelâmGeldi refref önüne verdi selâm
Münacaat Bahri Lâ ilâhi ol Muhammed hakkı çünOl şefaat kâni Ahmed hakkı çün
Mevlid edebi form yönünden mesnevi tarzında yazılmıştır. Vezni, fâ i lâ tün / fâ i lâ tün / fâ i
lün’dür. İcra yeri camiler ve evlerdir. Ölen bir kimsenin ardından, halk arasında anane haline
gelen 40 ve 52. gün mevlidlerinde, seneyi devriyelerde, doğumda, evlilikte, sünnette, hac
dönüşünde, askerlik dönüşünde, gaziler için ve ayrıca islâmdaki mukaddes gecelerde (Kandil
ve kadir geceleri) icra edilir.
İ c r a Ş e k l i : Mevlid icrasında vazife alan elemanlar 4 grupta toplanırlar. Bahirler ayrı ayrı
gruplanarak anlatılacaktır.
1. Aşirhan’lar : Kur’an okuyucuları.
2. Tevşihhan’lar : Tevşih ve ilâhi okuyanlar.
3. Mevlîdhan’lar : Mevlid bahirlerini okuyanlar.
4. Duahan’lar : Dua edenler.
Aşirhan açılış Kur’an’ını okur ve saba makamında karar verir.
Tevşih grubu ya saba, ya çargah veya dügah hatta şevkutarab makamlarında bir tevşih okur.
Mevlidhan aynı makam ve akortta Tevhid Bahrine girer. Arada bir takım geçkiler yaptıktan
sonra, bu bahrin sonunu teşkil eden “Her ki diller bu duada bulunan / Fatiha ihsan ede ben
kuluna” beyitini muhakkak surette hüseyni makamında icra eder ve bitirir.
Duahan, “Merhûm ve müellif Süleyman Efendi’nin ruhu içün, ve kaffe-i ehl-i imanın ervahı içün,
Allah rızası içün el-fatihah” der.
Bu dua dan sonra aşirhan tarafından Kur’an-ı Kerim okunmaya başlanır ve hicaz makamında
karar verilir. Tevşih gurubu bu makamda tevşih yada ilahi okur. Bir başka mevlidhan Nûr
Bahrini okumaya başlar. Bahrin sonunda rast makamına geçer. “Ger dilersiz bulasız oddan
necat / Aşk ile şevk ile (derd ile) idin Essalât” der ve Rast makamında Salât ü Selâm getirilir.
Aşirhan tarafından Kur’an-ı Kerim rast makamında okunur ve karar verilir. Arada istenilen
geçkiler yapılabilir. Tevşih grubu bu makamda ilahi veya tevşih okur. Bir başka mevlidhan rast
makamından Vilâdet Bahri’ne başlar. Bahrin son mısrasında “İçtim ani oldu cismim nûra gark /
idemedim kendimi nûrdan fark” beyitini gerdaniye perdesinde mahur ile başlar ve hüseyni
perdesine nişabur geçkisi yaparak kalış gösterir. Tevşih grubu ve cemaat “Allahümme salli alâ
Muhammed” der. Mevlidhan “Geldi bir akkuş kanadıyla revan” der ve nişaburlu kalır. Tevşih
grubu ve cemaat aynı şekilde salavat getirir. Mevlidhan “Arkamı sıvazladı kuvvetle heman”
der. Tevşih grubu ve cemaat salavat getirir. Mevlidhan tiz segah açarak “Doğdu ol saatte ol
sultan-ı din” der ve yine nişaburlu olarak kalır. Tevşih grubu ve cemaat salavat getirir.
Mevlidhan mevlidin özel üslubu içinde, biraz yürükçe ve konuşur gibi “Nûra gark oldu semavat
ül zemin” der. Mevlidhan bundan sonraki mısraları düz bir lahinle ve süratli olarak okuyarak ve
segâh makamında bağlayarak karar verir. “Sallü alyhi vesellimü teslima / Hatta tenağü
cenneten ve na‘ima”. Segah makamında olmasının nedeni takiben Salât-ı Ümmiyye çekilecek
olmasıdır. Arkasından da Salât ü Selâm getirilir. Duahan ayakta bir dua yapar.
Aşirhan segâh makamında başladığı Kur’an-ı Kerîm’i hüseyni makamında karar vererek bitirir.
Tevşih grubu hüseyni makamında tevşih veya ilâhi okur.
Aynı makamda, bir başka mevlidhan Merhaba Bahri’ne girer. İstediği geçkileri yaparak segâh
yada hüzzam makamında bitirir. “Gerdiler…” der ve salat ü selâm getirilir.
Bir aşirhan segâh makamında Kur’an okur ve hüzzam karar verir.
Tevşih grubu hüzzam tevşih okur.
Bir başka mevlidhan Mirac Behri’ne girer. Bahrin sonunda uşşak makamıyla karar verir. Yine
“Ger diler….” der ve uşşak salat ü selâm okunur.
Aşirhan uşşak makamında Kur’an okur.
Tevşih grubu uşşak ilâhi kur.
Bir başka mevlidhan uşşak makamında Münacaat Bahri’ne başlar. Bahrin son beyiti i olan
“Ümmetimden razı olsun ol muin” mısrasını hüseyni makamına bağlar. Bundan sonraki mısra
olan “Rahmetullahi aleyhin ecmein” sözlerini bütün tevşih grubu ve mevlidhanlar hepbir ağızdan
söyleyerek bitirirler.
Son olarak bir Aşirhan tarafından son Kur’an-ı Kerim okunur.
Duahan dua yapar.
NOT: Tevşih grubunun bahirler arasında okudukları ilahi veya tevşihlerin, onu takiben
okunacak olan mevlid bahirinin mevzuu ile alâkalı olması gerekir.